
Genelde Avrupa'dan çıkma 2. Dünya Savaşı casus ve aksiyon öykülerinde birşeyler eksik gibi olur. Bu filmde o yok, senaryo gayet akıcı bir şekilde ilerliyor. Bir solukta kendisini izletiyor ve su gibi de akıp gidiyor. Cidden nefes nefese izlenen bir film bu. 145 dakikalık süresi boyunca (ki inanın bilmeseydim 2 saati aşıyor bile demezsdim, o kadar sürükleyici) neredeyse hiç durmuyor. Tamamen boş aksiyonlar yok. Senaryodaki öğeler gayet kitabına uygun bir şekilde yediriliyor. Ve her bir karakter de inanılmaz empati sağlayabileceğiniz bir duruma sokuluyor. Herşeyden önce karakterleri düşünüyor ve onlar için endişeleniyorsunuz.
Film 2. Dünya Savaşı'nda pek de bilmediğimiz Hollanda cephesini anlatıyor. (Cephe derken sözcük anlamı değil. Herhangi bir savaş sahnesi yok filmde) Bunun yanında savaşın bitimiyle yaşananlara da şimdiye kadar sinemada tanık olmadığımızı bu filmde fark ettim. Paul Verhoeven filmin ilk kısımlarında belki hep tanıdık öyküler anlatıyor ama bir süre sonra bilmediğimiz bir dünyaya da sürüklüyor bizi böylece.
Filmin oyuncularına gelince. Başroldeki Clarice Van Houten dönemin cazibesini ve karizmasını perdeye aynen taşıyor ve size "40'ların kadınları da bir başka oluyor" dedirtiyor. Zaman zaman bir Marlene Dietrich havasını karaktere de yansıtarak bu güçlü, bir nevi Mata Hari öyküsünün büyük bir bölümünü sırtlıyor. Açıkçası filmi beğenmeyenler bile Van Houten'e laf edemezler. Çünkü sadece Van Houten'ı izleyerek bile bu film geçirilir. Bunun yanında "Lives of Others"dan tanıdığımız Sebastian Coch'un da filmde gayet önemli bir rolü var.
Verhoeven belki bir başyapıt çıkarmıyor ve kesinlikle çok da yeni bir şeyler söylemiyor. Ama gayet sorunsuz bir casusluk öyküsü izlemek istiyorsanız, filmin 'savaşların ve kavganın bitmek bilmezliği' ile ilgili bakışını merak ederseniz görmeniz gereken ve türün eğlencesini sonuna kadar sağlayan bir film.

No comments:
Post a Comment