Monday, April 02, 2007

Festival Günlüğü: "Karaoke, Japonya'dan çıkmış en iyi şey"

Invisible Waves (Hayalet Dalgalar)
Yönetmen Pen-Ek Ratanaruang'in ilk filmi "Evrendeki Son Yaşam"ı yine festivalde izlemiştim hatta izlediğim seansa filmin görüntü yönetmeni efsane Christopher Doyle da katılmış ve filmle ilgili ayrıntıları anlatmıştı. Yönetmenin yeni filminden maalesef ilki kadar zevk alamadım. İlk filmin de kusursuz olduğunu düşünmüyorum elbette. Biraz fazla dağılan ve bunları toparlayamayan bir yapısı vardı ama yine de yarattığı atmosfer sizi içine çekiyor ve dışarı çıkmanıza da izin vermiyordu. Karakterlerin inanılmaz sempatik olması da ayrı bir unsurdu. "Hayalet Dalgalar" (yine bir Ratanaruang & Doyle işbirliği) ise çok daha farklı bir film. Filmi izlerken aklımdan geçen isimlerden birisi de David Lynch'ti ve kitapçıkta da aynı kişiye referans yapıldığını görmek demek ki ben de arıza yokmuş şeklinde düşünmeme sebep oldu.
Ben bu filmi, "bir kaşık suda fırtına yaratıyor" şeklinde tanımlardım. Son derece basit hiç karmaşık olmayan öyküyü, öyle bir kasvetli bir yapıya sokuyor ki ister istemez öykü sanki on kat daha ağırlaşıyor. Bunun yanında filmin özellikle gemi sahneleri ben de "acaba mitik birşeylerle mi karşılaşacağız?" izlenimini de uyandırdı. İşin ucunda ise son derece basit olayların olması bu anlamda bir nebze moral bozucu oluyor. Tabii bu özellik aksi şekilde övülebilir de. Yönetmenin bu kadar minicik bir malzemeden o kadar oyunlar çıkarması kesinlikle takdire şayan ama sizi biraz sıktığı da bir gerçek. Ama genel olarak espri anlayışı, yarattığı gerilim, atmosfer ve egzantrik karakterleri açısından filme karşı kayıtsız da kalamıyorum. Özellikle alternatif bakış açısı sevenlerin hoşlanacağı bir çalışma. Hatta üzerine geçtikçe film hakkında daha olumlu düşünmeye başladığımı da söylemeliyim.

Sanxia Haoren (Durgun Yaşam)
Bu seneki Venedik fatihi "Durgun Yaşam", dün olduğu gibi bugün de tıklım tıklım dolu bir salona oynadı. İki karakterin (neredeyse Uğur Yücel'in "Yazı Tura"sı gibi) aynı temalar çevresinde ilerleyen ama birbirinden ayrık öykülerine odaklanan filmde asıl başrolde ise Çin'in Fengshie bölgesi bulunuyor kuşkusuz. Baraj projesiyle birlikte artık yıkılmaya başlayan bu şehirde yıllardır ayrı oldukları insanları arayanlar, yıkım sürerken o sefalet içinde yaşamaya devam edenler, bu yıkım eşliğinde hayatlarında yeni bir sayfa açmak isteyenlerle dolu. Her an yıkılan duvarlar ve şehirde oluşan güçlü manzaralar filme ciddi anlamda bir şiirsellik katıyor. Toplumsal ve politik anlamda ciddi anlamda eleştirel bir yapıyla beraber karakterlerine de mümkün olduğunca hizmet eden filmin çıkış noktası bu yönden çok etkileyici. Ayrıca her hangi bir estetik çaba olmaksızın tamamen şehirde gözlemlenen materyallerin zenginleştirdiği kadrajlar da etkileyici. Yine de filmin son bölümlerinde artık gereksiz bir uzama göze çarpıyor ve filme de bence büyük oranda hasar veriyor. Çünkü zaman içinde yaşanan dağılma ve ilginin başka yerlere kayması filmin ilk baştaki küçük ama etkili iddiasını da yaralıyor bence. Sonuçta bu yılın çok sağlam işlerinden olsa da festivalin en iyisi olamayacak benim için.


La Raison du plus faible (Güçsüzün Hakkı)
Lucas Belvaux'nun bir kaç festival önce izlediğimiz Trilogy'sinden ben çok memnun kalmıştım. Gayet sade, iddiasız ama son derece samimi bir hava yaratıyordu yönetmen. Üstelik üç farklı türde de ne kadar etkileyici olduğunu kanıtlıyordu. "Güçsüzün Hakkı"nda bu tavrını sürdürüyor. Klasik 'basit halktan insanlar soyguna kalkışır' öyküsünü alıp inanılmaz empati duyacağımız karakterlerle sıcak bir öykü haline getiriyor. Zaman zaman üçlemenin 2. filmindeki ("Amazing Couple") gibi sıcak bir komedi havası ortaya koyarken, hiç beklemediğiniz anlarda üçlemenin ilk filmi "On the Run" gibi soğukkanlı ve sert bir hava takınıyor. (3. filmdeki dram bu filmde baskın değil) Ama ortaya tadından yenmez de bir formül çıkıyor. Avrupa'nın göbeğinde de gayet dökümlü vatandaşların ne şekilde çaresiz bir hayat sürdüklerini çok sıcak bir şekilde anlatmayı başarıyor. Bu filmden sonra artık herhangi bir Lucas Belvaux filmini rahat rahat görebileceğimi anladım. Belki çok asortik, janjanlı şeyler yapmıyor ama sizi bir yerinizden yakalıyor ve kendi dünyasına çekmeyi iyi biliyor. Yakında başyapıtlarını da görmek dileğiyle.

Hayalet Dalgalar - 2,5/5
Durgun Yaşam - 4/5
Güçsüzün Hakkı - 3,5/5

Yarın bir terslik olmazda Paul Verhoeven'in Black Book'unu göreceğim. Sonra da Chan Wook Park'ın katılacağı Master Class'a gideceğim.

No comments: