

Önümüzdeki haftalardan itibaren Şubat sonuna kadar bu sayfalarda sinema sektörünün en prestijli ödülü ile ilgili tonlarca spekülasyon, dedikodu ve haberlere rastlayacaksınız. Oscar ülkemizde bilindiğinden çok daha geniş bir döneme yayılan bir olgu. Ödül sezonu sonbaharda iddialı olabilecek filmlerin vizyona girmesiyle başlar ve Aralık başından itibaren sektör, eleştirmen vs. birlikleri tarafından verilen tonlarca ödülün ardından Oscar'la da son bulur. Bu oldukça hareketli dönemin bir anlamda noktası Oscar'lardır.
İşte bu senenin ödül sezonu gelecek haftadan itibaren açılıyor. Önümüzdeki hafta 3 ayrı bağımsız film ödülleri adaylarını açıklayacak ve bir anlamda bu küçük ölçekli projelere Oscar yolunda ilk adımı attıracak. Ancak sezon asıl Aralık başında National Board of Review'in ödülleriyle başlıyor. Ardından neredeyse her eyaletin eleştirmen birlikleri, oyuncu, yönetmen ve yapımcı başta olmak üzere sektörde çalışanların oluşturduğu meslek birlikleri ve elbette Altın Küre'ler akademinin bir anlamda işini kolaylaştırıp gideceği yönü belirleyecek.

Bu sene ilk aşamada baktığımızda garip bir sene. Çünkü Oscar döneminin iddialısı diyebileceğimiz belirgin filmler olmadığı gibi tahminlerde bir ortak karara da varılamıyor. O yüzden şu aşamada sezonun yıldızı olmaya aday tek film "Dreamgirls" gibi gözüküyor. Filmin şimdiden en çok adaylık alacak film olmasını bırakın hangi dalları kesin kazanacağı konuşulmaya başlandı. Yine de henüz çok erken çünkü dediğim gibi ilk söz hakkı eleştirmenlerde olacak.
Peki bu sene hangi filmler iddialı? Hong Kong yapımı Infernal Affairs'in yeniden çevrimi bir polisiye olması yüzünden "The Departed"a ben hiç şans vermiyordum ilk başta. Ancak filme seyirciler ve eleştirmenler bayıldı. Ve bir kere daha Oscar döneminin en favori tartışma konusu açıldı. "Bu sefer Martin Scorsese alabilir mi?"... Ben açıkçası sıkıldım artık bu tartışmadan ama şu anda Scorsese'nin en favori yönetmen durumunda olduğunu da belirtmek isterim.
Dreamgirls ve The Departed dışınde yerini büyük oranda belirlemiş bir başka film ise "The Queen". Helen Mirren'ın oyunculuğuyla güçlenenen filmin yönetmen, senaryo ve en iyi film dallarında adının sık sık geçmesi kaçınılmaz.

Neyse, dediğim gibi zaman geçtikçe zaten doyacaksınız bu muhabbete. Şimdiden yeni sezon hayırlı olsun. Ben yılın bu döneminde çok eğleniyorum, umarım siz de aynı keyfi alırsınız.
No comments:
Post a Comment