Friday, October 05, 2007

Cadılar, ajanlar, sokak çalgıcıları ve Edith Piaf

Once:
Bu filmin bizde vizyona girip girmeyeceği belli değil. Ama büyük ihtimalle if'ciler kaçırmaz ve programa dahil ederler sanırım. Yine de bu filmi aklınızda tutun ve bulduğunuz ilk anda da seyredin. Enfes bir bağımsız, enfes bir müzikal ve son yılların belki de en iyi aşk filmi. Öyle sulu zırtlak ve bildik formlarda kurulmuş bir aşk öyküsü değil bu tabii ki. Hatta daha belirgin bir şekilde sevgi filmi bile denebilir. Sonuçta bu daha çok birbirine iyi gelen iki insanın öyküsü ve enfes müzikleriyle sizi 1,5 saat boyunca dünyadan izole hale getirmeyi başarıyor. Kesinlikle tavsiye edilir.



The Bourne Ultimatum:
Bourne'un son macerası da 12 Ekim'de vizyona giriyor. Özellikle Paul Greengrass'ın yönettiği ikinci filme bayıldıktan sonra bunu da merakla bekliyordum. Amma velakin ufak çapta bir hayal kırıklığı da yaşadım beraberinde. Herşeyden önce bence film üçlemeyi aman aman bir şekilde bitirecek çok önemli, ilginç, şoke edici bilgi vermekten falan uzaktı. Tabii bu ille de gerekli değil ama sanki öyle birşey geliyormuş gibi davranıp sonra da önünüze zaten bildiğiniz birşey sununca insan hafiften hayal kırıklığına uğruyor. Ayrıca öykü yapısının bazı yerlerde birebir aynılığı üstelik Paul Greengrass'ın yine 'aynı' tercihleriyle birleşince "The Bourne Supremacy"nin ufak farklılıklarla yeniden çekilmişi gibi bir hisse kapıldım. Supremacy, ilk filmden çok farklıydı ve üstelik zıpkın gibi de bir öykü ağı vardı. Ultimatum ise maalesef bir yenilik katamıyor, aksine biraz tekrara düşüyor. Yine de çok sağlam aksiyon nefes almadan izleyebilirsiniz. Ama ikinci filmden sonra bence geri adım olmuş bu.




Stardust:

Kitabı okumadım ama söylenene göre baya bir değişiklik yapılmış. Stardust benim için hayal kırıklığı oldu. Çok bariz nedenler sıralayamayacağım ama oturup da ne güldüm ne de heyecanlandım. Özellikle başlarında karakter tanıtım evreleri bana baya amatör ve çocukça geldi. Şöyle diyebilirim ki filmin ortalarına doğru Robert De Niro'nun bölümüyle birlikte biraz daha eğlenmeye başladım. (Ki beni de De Niro fanı falan sanmayın, tamam çok iyi oyuncudur, izlemesi büyük keyiftir ama "De Niro, Pacino diyince dünya dursun" diyenlerden değilimdir. Sonrasında Ricky Gervais hoşlukları falan ayrı bir hava kattı ve sonlara doğru güzel bir çatışma içine girdi öykü. En sonlarında yine irtifa kaybetti gerçi. Ama sonuçta Robert De Niro ve Michelle Pfeiffer'ı izlemek için bir bahane arıyorsanız, Stardust buna son derece uygun. Onun dışında pek bir numarası yok sanırım ki görsel efektleri falan da tatmin edici olmaktan uzaktı.


La Mome:
Bizde vizyona girdi de çıktı bile ama ben ancak seyredebildim. Filmi ben genel anlamda başarılı buldum. Yani ciddi bir odaksızlık var ve Piaf'ın hayatında neler olduğunu da doğru düzgün bir şekilde anlatmıyor belki ama yine de başarılı bir serbest uyarlama. Edith Piaf'ın şarkılarını seviyorsanız mutlaka izleyin iyi vakit geçirmemeniz olası değil. Marion Cotillard ise tek kelimeyle olağanüstü. Kadın 10 numara, filmi tek başına taşıyor, ve izlenmeyi hakediyor. Ayrıca Oscar adaylığı da büyük ihtimal (ve umarım) gerçekleşir.

No comments: