Tuesday, December 19, 2006

Dexter..... e2'de

2007'nin ilk çeyreğinde yayına geçeceği belirtilen e2'de "Dexter" yayınlanacakmış.
Daha önceleri dizilerin ve filmlerin dublajlı yayınlanacağı şeklinde haberler çıkmıştı ama bunun da gerçek olmadığı açıklanmış.
Dexter, bence bu senenin en iyi dizilerinden birisi. Sezon finalini izlemek üzereyim. O yüzden baya bir laf sarfedebilirim sanırım. Michael C. Hall başta olmak üzere çok başarılı bir oyuncu kadrosu var. TV için belki fazla cesur biçimde karanlık ve ürkütücü bir yapısı ve çok ince bir mizah duygusu mevcut dizide... Ayrıca çok da heyecanlı. Umarım bu seri-katil kahramanımız Türkiye'de de tutar.
Dizi başlarken yazdığım yorum için TIKLAYIN

Joe Barbera, Ahmet Ertegün & Arif Mardin

Evet çocukluğum onlarla geçti... Şirinler, Taş Devri, Ayı Yogi, Jetgiller, Tom & Jerry ve tonlarca diğer Hanna-Barbera karakteri. Ve bu ikiliden Joe Barbera ortağı William Hanna'nın ölümünden 5 yıl sonra 95 yaşında hayata gözlerini yumdu... Nur içinde yatsın.
(resme tıkladığınızda daha büyük halini inceleyebilirsiniz.)

Hazır böyle bir konu açmışken Ahmet Ertegün'ü de anmak istedim. Yine bu sene kaybettiğimiz Arif Mardin'le beraber ikisi bence tarihin en büyük Türk şahsiyetleri arasına girmelidir. İkisi de başarılı birşeyler yapabilmek için milliyetin (bunu özellikle millet kompleksi olanlar için söylüyorum) önemli olmadığını kanıtlamış insanlar. Başımız sağ olsun.

Sunday, December 17, 2006

Altın Küre Yorumları (F*** you Globes: Bölüm: 1)

Evet ilk günkü öfkeli tepkimin ardından şimdi bu seneki Altın Küreler için yorumlarımı ayrıntılı bir biçimde, şu aşamadaki tahminlerimle beraber yazacağım. Öncelikle şunu belirteyim ben Altın Küre'lerin TV bölümünü biraz daha önemsiyordum bu sene. O yüzden öncelikle oradaki seçimlere kızmıştım.
Yani sonuçta HFPA çok önemli ve artistik bir kurum değil. Doğrudur Oscarlar öncesinde nabız yoklamak adına çok güçlüdür. Ama şahsen ben bu nabız yoklama işinde meslek birliklerinin daha belirleyici olduğunu düşünüyorum. Bir de elbette bu kurum, ödüllerinin ne olduğunun da farkında olduğu için Altın Küreleri kimlere verecekleri konusunda oylama sırasında Oscar'ın en favorilerine de yönleneceklerdir diye düşünüyorum.
Bir de Amerika'da HFPA için 'starf.ckers' terimi kullanılıyor. Bu nedenle o gecede yine her zamanki gibi büyük yıldızları sahnede göreceğimizden emin olabiliriz. :)
Evet film bölümüyle başlıyoruz...

En iyi Film - Drama
The Departed
"Babel" en çok adaylık alan film ve kazanma şansı da çok yüksek ama "The Departed" şu anda Oscar'ın favorisi ve HFPA de bence Oscar'dan çok uzak düşmek istemeyecektir. "Bobby" oldukça vasat eleştiriler almasına rağmen buradaki yerini pek haketmiyor sanırım. (Henüz izleyemedim) ama adaylık konusunda seçme nedenlerinden birisinin filmin kalabalık kadrosunun törende gözükmesini istemeleri olduğuna hiç şüphe yok. "Little Children"a çok sevindiğimi belirtmeliyim ve bu destek gerçekten çok önemli ama şansı olduğunu düşünmüyorum. "The Queen" de güçlü ama "Babel" ve "The Departed" kadar da güçlü değil.

Erkek Oyuncu - Drama
Will Smith, Pursuit of Happyness
Burası çok hileli. Peter O'Toole'un yaşlılık avantajı var. Will Smith'in popülaritesi, Forest Whitaker'ın ise eleştirmenler tarafından desteği. Leonardo dezavantajlı çünkü kendi oylarını bölebilir. Ben yine de "The Departed"la çok şanslı olduğunu düşünüyorum. Ve şu aşamada ödülün Will Smith'e gideceğini düşünüyorum. Hem popüler hem de Oscar yolunda deste vermek isteyecekleri birisi.

En iyi Yönetmen
Babel, Alejandro G. Inarritu
Babel'i çok sevdiler orası kesin ve Scorsese ile Eastwood son yıllarda bu ödülü almışlardı. Bu şekilde ödül paylaşımına giderek Inarritu'yu göreceklerini düşünüyorum.

Erkek Oyuncu - Müzikal/Komedi
Sacha Baron Cohen, Borat
Tamam Johnny Depp var bir yanda ama bu yılın adamı Borat'tı ve sahnede insanları güldürme potansiyeli yüksek olan bir kişiliğin ödülü de hazır.

En iyi Film - Komedi/Müzikal
Dreamgirls
İşte bu çok zor. Little Miss Sunshine Oscar'a oynayan bir film. Borat gönüllerinin birincisi, Devil Wears Prada da son günlerde güç kazandı ama ben burada ayaklarını sağlam basıp Dreamgirls diyeceklerini düşünüyorum. Bill Condon'u aday göstermemenin pişmanlığını da üstlerinden birazcık atarlar böylece. Borat ciddi bir sürpriz yapabilir yalnız.

Kadın Oyuncu - Drama
Helen Mirren, The Queen
rakipsiz - gecenin kraliçesi...

Kadın Oyuncu - Komedi/Müzikal
Meryl Streep, The Devil Wears Prada
Meryl dururken Beyonce'ye verme olasılıkları da yüksek ama senenin en güçlü performanslarından birisini bence atlamazlar.

Yardımcı Erkek Oyuncu
Jack Nicholson, The Departed
Bu da çok zor. Eddie Murphy'yi oraya çıkartmak daha çok işlerine gelecektir. Diğer tarafta Brad Pitt'in sahneye çıkması işlerine çok yarar. Ama Jack Nicholson'da şeytan tüyü var. Şimdilik Nicholson diyorum ama Murphy de çok yakın.

Yardımcı Kadın Oyuncu
Jennifer Hudson, Dreamgirls
American Idol finalisti. Herkesin sevgilisi durumunda. Neredeyse Helen Mirren kadar rakipsiz.

Yabancı dilde en iyi Film
Letters from Iwo Jima
Şimdi buradaki saçmalığa bir bakınız. "Yabancı dil" kategorisi aslen yabancı filmler için yaratılmış bir bir dal. Ama gelin görün ki 2 adet Amerikan filmi de aday. Mel Gibson'ın Apocalypto'sunun HFPA tarafından çok sevildiği söyleniyor. Diğer taraftan Oscar'a güçlü oynayan "Letters..."a verirlerse hem belirleyicilik konusundaki şanlarına gölge düşürmezler hem de Clint Eastwood ve Steven Spielberg gibi 2 deve aynı anda ödül vermiş olurlar. Evet ödülü "Letters..." alır. Tabi bu kategorinin aslen yabancı film için olduğunu hatırlayıp diğer üç güçlü filme vermezlerse. Onlardan da "Pan's Labyrinth" favorim şimdilik.

En iyi Senaryo

Babel
Ödülleri paylaştırma konseptinin cılkını çıkarıp "Little Children"a verebilirler ama bence burada ya "Babel" ya da "The Queen" alır. Şimdilik Babel diyorum.

Orijinal Müzik

Maalesef hiçbir fikrim yok şimdilik. Sadece "Babel" ve "Da Vinci Code"u izledim. İkisi de bence gayet iyiydi.

Oirijinal Şarkı
Şarkıları henüz dinleyemedim. Ama Dreamgirls en güçlüsüdür herhalde...

En iyi Animasyon
Happy Feet
Herkesin sevgilisi... Pixar'ın Cars'ını sollayacaktı.

* Ryan Gosling'in 2 Leonardo uğruna atlanması herhalde bu bölümün en saçma hareketiydi.
** Yabancı dil olayı ayrı bir vaka...
*** Bu senenin en büyük favorisi Bill Condon'ın aday gösterilmemesi de çok saçmaydı. Ama Condon bu konuda çok akıllıca ve alçakgönüllü bir basın açıklaması yapıp inanılmaz puan kazandı.

TV yorumları sonra...

Thursday, December 14, 2006

F**K YOU Globes!!!

HFPA bu sene iyice sapıttı. Sinema bölümünde mantıklı seçimler olduğu kadar gayet eksantrik adaylar da var ama TV bölümü beni şaşırttı. "Studio 60", "Dexter" ve "The Sopranos" gibi dizilerin sadece oyuncularla geçiştirilmesine sinir oldum. Bunun yanında sinemada da çok garip seçenekler var. Leonardo DiCaprio iki filmiyle birden aday. Clint Eastwood da öyle.
Babel
'in deli gibi adaylık alması ise benim için gayet sinir bozucu...
Helen Mirren tam 3 adaylıkla gecenin birincisi...

Adaylarla ilgili ayrıntılı yorumlarım ve ilk tahminlerimi bu gece gibi buraya koyarım.

En iyi Film - Drama
Babel
Bobby
The Departed
Little Children
The Queen

Erkek Oyuncu - Drama
Leonardo DiCaprio, Blood Diamond
Leonardo DiCaprio, The Departed
Peter O'Toole, Venus
Will Smith, Pursuit of Happyness
Forest Whitaker, Last King of Scotland

En iyi Yönetmen
Flags of our Fathers, Clint Eastwood
Letters of Iwo Jima, Clint Eastwood
The Queen, Stephen Frears
Babel, Alejandro G. Inarritu
The Departed, Martin Scorsese

Erkek Oyuncu - Müzikal/Komedi
Sacha Baron Cohen, Borat
Johnny Depp, Pirates
Aaron Eckhart, Thank You for Smoking
Will Ferrel, Stranger
Chiwetel Ejiofor, Kinky Boots

En iyi Film - Komedi/Müzikal
Borat
The Devil Wears Prada
Dreamgirls
Little Miss Sunshine
Thank You For Smoking

Kadın Oyuncu - Drama
Penelope Cruz, Volver
Judi Dench, Notes on a Scandal
Maggie Gyllenhaal, Sherrybaby
Helen Mirren, The Queen
Kate Winslet, Little Children

Kadın Oyuncu - Komedi/Müzikal
Annette Bening, Running with Scissors
Toni Collette, Little Miss Sunshine
Beyonce Knowles, Dreamgirls
Meryl Streep, The Devil Wears Prada
Renee Zellweger, Miss Potter

Yardımcı Erkek Oyuncu
Ben Affleck, Hollywoodland
Eddie Murphy, Dreamgirls
Jack Nicholson, The Departed
Brad Pitt, Babel
Mark Wahlberg, The Departed

Yardımcı Kadın Oyuncu
Emily Blunt, The Devil Wears Prada
Cate Blanchett, Notes on a Scandal
Jennifer Hudson, Dreamgirls
Adriana Barraza, Babel
Rinko Kikuchi, Babel

Yabancı dilde en iyi Film
Apocalypto
Letters from Iwo Jima
The Lives of Others
Pan's Labyrinth
Volver

En iyi Senaryo
Babel
Little Children
Notes on a Scandal
The Departed
The Queen

Orijinal Müzik
The Painted Veil
The Fountain
Babel
Nomad
The Da Vinci Code

Oirijinal Şarkı
"A FATHER'S WAY"- THE PURSUIT OF HAPPYNESS
"LISTEN" - DREAMGIRLS
"NEVER GONNA BREAK MY FAITH" - BOBBY
"THE SONG OF THE HEART"- HAPPY FEET
"TRY NOT TO REMEMBER"-HOME OF THE BRAVE

En iyi Animasyon
Cars
Happy Feet
Monster House

TV adayları

Dizi - Drama:
24
Big Love
Grey's Anatomy
Heroes
Lost

Kadın Oyuncu - Drama:
Patricia Arquette, "Medium"
Edie Falco, "The Sopranos"
Evangeline Lilly, "Lost"
Ellen Pompeo, "Grey's Anatomy"
Kyra Sedgwick, "The Closer"

Erkek Oyuncu - Drama:
Patrick Dempsey, "Grey's Anatomy"
Michael C. Hall, "Dexter"
Hugh Laurie, "House"
Bill Paxton, "Big Love"
Kiefer Sutherland, "24"

Dizi - Müzikal / Komedi:
Desperate Housewives
Entourage
The Office
Ugly Betty
Weeds

Kadın Oyuncu - Müzikal/Komedi:
Marcia Cross, "Desperate Housewives"
America Ferrera, "Ugly Betty"
Felicity Huffman, "Desperate Housewives"
Julia Louis-Dreyfus, "The New Adventures of Old Christine"
Mary-Louise Parker, "Weeds"

Erkek Oyuncu - Müzikal/Komedi:
Alec Baldwin, "30 Rock"
Zach Braff, "Scrubs"
Steve Carrell, "The Office"
Jason Lee, "My Name is Earl"
Tony Shalhoub, "Monk"

Mini Dizi / TV Filmi:
Bleak House
Broken Trail
Elizabeth I
Mrs. Harris
Prime Suspect: The Final Act


Kadın Oyuncu - Mini Dizi / TV Filmi:
Gillian Anderson, "Bleak House"
Annette Bening, "Mrs. Harris"
Helen Mirren, "Elizabeth I"
Helen Mirren, "Prime Suspect: The Final Act"
Sophie Okonedo, "Tsunami, The Aftermath"

Erkek Oyuncu - Mini Dizi / TV Filmi:
Andre Braugher, "Thief"
Robert Duvall, "Broken Trail"
Michael Ealy, "Sleeper Cell: American Terror"
Chiwetel Ejiofor, "Tsunami, The Aftermath"
Ben Kingsley, "Mrs. Harris"
Bill Nighy, "Gideon's Daughter"
Matthew Perry, "The Ron Clark Story"

Yardımcı Kadın Oyuncu:
Emily Blunt, "Gideon's Daughter"
Toni Collette, "Tsunami, The Aftermath"
Katherine Heigl, "Grey's Anatomy"
Sarah Paulson, "Studio 60 on the Sunset Strip"
Elizabeth Perkins, "Weeds"

Yardımcı Erkek Oyuncu:
Thomas Haden Church, "Broken Trail"
Jeremy Irons, "Elizabeth I"
Justin Kirk, "Weeds"
Masi Oka, "Heroes"
Jeremy Piven, "Entourage"

Sureti nasıl bilirdiniz?

Derviş Zaim'in yeni çalışması çok etkileyici... Gerçekten de zaman zaman perdeye kilitlenmiş gibi hissettim kendimi. Herşeyden önce minyatür sanatını sinemaya katmak adına çok iyi bir girişim ve çok başarılı bir şekilde bunu perdeye aktarmayı da bilmiş. Ve film herşeyden önce, sinema üzerine düşünmeyi sevenlere 'suret' ve 'asıl' kavramları üzerinden enfes metinler sunuyor.
Ancak filmin bu kısımlarını resmeden sürreel diyebileceğimiz sahnelerin çok başarılı olmasına rağmen geri kalanının çok iyi olduğunu savunamayacağım. Yani ana karakterimiz başta olmak üzere öykü gayet aksak gidiyor bence. Ki önemli rollerde yer alan oyuncuların performanslarını da şahsen ben yeterli bulmadım. Bunun dışında sanat yönetmenliği, kostüm, müzik, görüntü yönetmenliği ve görsel efektler çok iyi olmasına rağmen kurguda da beni tatmin etmeyen çokça an mevcut.
Yani bu film konusunda arada kaldım diyebilirim.. büyük ihtimalle tekrar da seyrederim ve büyük bir keyifle de hakkında çıkacak 'ciddi' analizleri okurum ama keşke daha iyi olsaydı bu malzemeye sahip bir film demeden de edemiyorum.
Neyse... sinemada sanata dair yaratıcı birşeyler görmek isteyenler gitsin "Cenneti Beklerken"e... cidden çok zengin bir yapım.

Tuesday, December 12, 2006

BFCA adayları...

Broadcast Film Critics Association, Oscar'larla yoğun bir kesişim kümesine sahip olur. Bu yüzden aşağıdaki adaylarına baktığınız zaman Oscar adaylarına da bakıyor gibi olabilirsiniz. Sadece daha geniş bir pencere açıyor aday ihtimali olanlara...
(14 Aralık'ta Altın Küre adayları açıklanacak)

En iyi film: (TOP 10)
Babel
Blood Diamond
The Departed
Dreamgirls
Letters from Iwo Jima
Little Children
Little Miss Sunshine
Notes on a Scandal
The Queen
United 93

Erkek Oyuncu:
Leonardo DiCaprio - "Blood Diamond"
Leonardo DiCaprio - "The Departed"
Ryan Gosling - "Half Nelson"
Peter O'Toole - "Venus"
Will Smith - "The Pursuit of Happyness"
Forest Whitaker - "The Last King of Scotland"
Kadın Oyuncu:
Penelope Cruz - "Volver"
Judi Dench - "Notes on a Scandal"
Helen Mirren - "The Queen"
Meryl Streep - "The Devil Wears Prada"
Kate Winslet - "Little Children"

Yardımcı Erkek Oyuncu:
Ben Affleck - "Hollywoodland"
Alan Arkin - "Little Miss Sunshine"
Adam Beach - "Flags of Our Fathers"
Djimon Hounsou - "Blood Diamond"
Eddie Murphy - "Dreamgirls"
Jack Nicholson - "The Departed"

Yardımcı Kadın Oyuncu:
Adriana Barraza - "Babel"
Cate Blanchett - "Notes on a Scandal"
Jennifer Hudson - "Dreamgirls"
Rinko Kikuchi - "Babel"
Catherine O'Hara - "For Your Consideration"
Emma Thompson - "Stranger Than Fiction"

Ensemble performans
Babel
Bobby
The Departed
Dreamgirls
Little Miss Sunshine
A Prairie Home Companion

En iyi Yönetmen:
Bill Condon - "Dreamgirls"
Clint Eastwood - "Letters from Iwo Jima"
Stephen Frears - "The Queen"
Paul Greengrass - "United 93"
Martin Scorsese - "The Departed"

Senaryo:
Michael Arndt - "Little Miss Sunshine"
Guillermo Arriaga - "Babel"
Todd Field and Tom Perrotta - "Little Children"
Zach Helm - "Stranger Than Fiction"
William Monahan - "The Departed"
Peter Morgan - "The Queen"

Animasyon:
"Cars"
"Flushed Away"
"Happy Feet"
"Monster House"
"Over the Hedge"

Genç Erkek Oyuncu:
Cameron Bright - "Thank You For Smoking"
Joseph Cross - "Running With Scissors"
Paul Dano - "Little Miss Sunshine"
Freddie Highmore - "A Good Year"
Jaden Christopher Syre Smith - "The Pursuit of Happyness"

Genç Kadın Oyuncu:
Ivana Baquero - "Pan's Labyrinth"
Abigail Breslin - "Little Miss Sunshine"
Shareeka Epps - "Half Nelson"
Dakota Fanning - "Charlotte's Web"
Keke Palmer - "Akeelah and the Bee"

En iyi Komedi Filmi:
Borat
For Your Consideration
Little Miss Sunshine
The Devil Wears Prada
Thank You For Smoking

En iyi Aile Filmi:
Akeelah and the Bee
Charlotte's Web
Flicka
Lassie
Pirates of the Caribbean 2

TV Filmi:
Elizabeth I
The Librarian
Nightmares & Dreamscapes
The Ron Clark Story
When the Levees Broke

Yabancı Dilde En iyi Film:
Apocalypto
Days of Glory
Letters from Iwo Jima
Pan's Labyrinth
Volver
Water

En iyi Şarkı:
"I Need to Wake Up" - Melissa Etheridge - "An Inconvenient Truth"
"Listen" - Beyonce - "Dreamgirls"
"My Little Girl" - Tim McGraw - "Flicka"
"The Neighbor" - Dixie Chicks - "Shut Up & Sing"
"Never Gonna Break My Faith" - Aretha Franklin and Mary J. Blige - "Bobby"
"Ordinary Miracle" - Sarah McLachlan - "Charlotte's Web"

En iyi Soundtrack
Babel
Cars
Dreamgirls
Happy Feet
Marie Antoinette

En iyi Besteci:
Philip Glass - "The Illusionist"
Clint Mansell - "The Fountain"
Thomas Newman - "The Good German"
Gustavo Santaolalla - "Babel"
Howard Shore - "The Departed"
Hans Zimmer - "The Da Vinci Code"

En iyi Belgesel:
An Inconvenient Truth
Shut Up & Sing
This Film Is Not Yet Rated
Who Killed the Electric Car?
Wordplay

New York'tan U93 çıktı.


LA ile birlikte New York film eleştirmenlerinin ödülleri de Oscar yarışında türdeşlerinin dağıttıklarından daha önemli bir yere sahip. NY eleştirmenleri bugün yılın en iyilerini seçti ve en iyi film United 93'ye gitti. U93, bahar aylarında vizyona girdiği için hatırlanma gibi bir sorunla karşılaşabilirdi. Ama son birkaç gündür gördüğümüz gibi böyle bir sorun yok. Benim için şu anda yılın en iyi 5 filminden birisi olan eleştirmenlerden aldığı gazla yarışa resmi olarak katıldı.
Yine de U93 bu ödülü kolay kazanmadı. 5 kere oylama yapılmak zorunda kalınmış... Ve 4.sünden de U93 ve "The Queen" berabere çıkmış. Ancak beşinci oylamada sonuç alınabilmiş.
Bunun dışında oldukça ilginç sonuçlar da var. Mesela Borat, 'non-fiction' (kurgusal olmayan) kategorisinde görülmüş, Martin Scorsese bu organizasyon tarafından Goodfellas sonrasında ilk kez 'en iyi yönetmen' seçildi. Ve "The Death of Mr. Lazarescu"yu da atlamamışlar. Bir de Sacha Baron Cohen çılgınlığı sürüyor; erkek oyuncu kategorisinde ikinci olmayı başarmış.

Genel olarak eleştirmenlere baktığımızda "The Queen", "Letters..." ve "The Departed" ana kadro gibi gözüküyor. "Dreamgirls" sektörden bolca destek alacaktır. U93'nin beşinci kısmı doldurma ihtimali de güçleniyor.
Eleştirmenlerden sonra ciddi güç kazanan oyuncuların başında Helen Mirren, Forest Whitaker geliyor elbette. Bunun yanında Jennifer Hudson gümbür gümbür geliyor. Michael Sheen de Tony Blair rolüyle ilk adaylığını alacak gibi.


Neyse kazananlara bakalım. (parantez içindekiler: runner up yani ikinciler)

En İyi Film: United 93
(The Queen & The Departed)

En iyi Yönetmen: Martin Scorsese, THE DEPARTED
(Stephen Frears, THE QUEEN & Clint Eastwood, LETTERS FROM IWO JIMA)

En iyi İlk Film: Half Nelson
(Little Miss Sunshine & A Guide to Recognizing Your Saints)

Kadın Oyuncu: Helen Mirren, THE QUEEN
(Judi Dench, NOTES ON A SCANDAL & Meryl Streep, THE DEVIL WEARS PRADA)

Erkek Oyuncu: Forest Whitaker, THE LAST KING OF SCOTLAND
(Ryan Gosling, HALF NELSON & Sacha Baron Cohen, BORAT)

Yabancı Film: Army of Shadows
(Volver & The Death of Mr. Lazarescu)

Non-fiction Film: Deliver Us From Evil
(49 Up & Borat & An Inconvenient Truth)

Animasyon: Happy Feet
(A Scanner Darkly & Cars)

Yardımcı Erkek Oyuncu: Jackie Earle Haley, LITTLE CHILDREN
(Eddie Murphy, DREAMGIRLS & Steve Carell, LITTLE MISS SUNSHINE)

Yardımcı Kadın Oyuncu: Jennifer Hudson, DREAMGIRLS
(Shareeka Epps, HALF NELSON & Catherine O'Hara, FOR YOUR CONSIDERATION)

Senaryo: The Queen
(The Departed & Little Miss Sunshine)

Görüntü Yönetmenliği: Pan's Labyrinth
(Curse of the Golden Flower & Children of Men)

Monday, December 11, 2006

Clint, Los Angeles'ın Kralı...

Pazar günü oylama günü... ama iş LA Film Eleştirmenleri olunca önemsemek gerek... Zira orası Oscar'ın da yurdu.
Ana ödüllerde "Letters from Iwo Jima" , "The Queen" ve "United 93" dikkat çekiyor.
Penelope Cruz'un ilk defa ciddi bir Hollywood ödülünde adı geçiyor.
"Half Nelson" burada da yok. (Lanet...)
"The Departed" yok.
"Children of Men"in farkedilmiş olması güzel.
ve bir adet "Death of Mr. Lazarescu" sürprizi var. Geçen sene filmi izleyip bayılmıştım ve ensemble ödülünü kesin hakederdi. Sanırım bahsettikleri kadın hemşire olandı)

İşte "LA Eleştirmenler Birliği" ödülleri... (parantez içindekiler yine 'runner up')

Film:
"Letters From Iwo Jima" ("The Queen")

Yönetmen:
Paul Greengrass, "United 93"
(Clint Eastwood, "Flags of Our Fathers" & "Letters From Iwo Jima")

Erkek Oyuncu:
Sacha Baron Cohen, "Borat" & Forest Whitaker, "The Last King of Scotland" (runner-up yok)

Kadın Oyuncu:
Helen Mirren, "The Queen"
(Penelope Cruz, "Volver")

Yardımcı Erkek Oyuncu:
Michael Sheen, "The Queen" (Sergi Lopez, "Pan's Labyrinth")

Yardımcı Kadın Oyuncu:
Luminita Gheorghiu, "The Death of Mr. Lazarescu"
(Jennifer Hudson, "Dreamgirls")

Senaryo:
"The Queen" ("Little Miss Sunshine")

Görüntü Yönetmenliği:
"Children of Men" ("Flags of Our Fathers" and "Letters From Iwo Jima")

Sanat Yönetmenliği:
"Pan's Labyrinth" ("Children of Men")

Müzik:
Alexandre Desplat, "The Queen" and "The Painted Veil" (Thomas Newman, "The Good German" and "Little Children")

Yabancı Film:
"The Lives of Others" (Volver)

Belgesel:
"An Inconvenient Truth" (Darwin's Nightmare- geçen sene adaydı Oscar'a)

Animasyon:
"Happy Feet" (Cars)

Deneysel/Bağımsız film/video:
"Old Joy"
(Kelly Reichardt) and "In Between Days" (So Yong Kim)

Yeni nesil:
Jonathan Dayton, Valerie Faris (yönetmen) ve Michael Arndt (senaryo), "Little Miss Sunshine"

Bugün hareketli geçiyor...

Evet bugün baya verimli geçiyor. "New York Online Film Critics" de ödüllerini dağıtmış. Yalnız bunlar normal NY eleştirmenleri değil. Diğerleri kadar etkili olduklarını da söyleyemeyiz. Adı üstünde internette varlık gösteriyorlar. Ama yine de bakmak lazım.
"The Queen"e bayılmış gözüküyorlar.
Popülist yaklaşmayıp kıyıda köşede kalacak gibi gözüken "Inland Empire", "The Fountain", "Little Children" gibi filmleri listelerine almışlar.
Forest Whitaker bir puan daha alıyor.
"The Illusionist"ten memnun olmadığımı söylemiştim daha önce ama görüntü yönetmenliği ödülü gayet yerinde.
Açık bir şekilde Half Nelson'ı beğenmemişler. (Az önce erken yorum yaptım belki de)
Ve son olarak Jennifer Hudson güç kazanmaya devam ediyor.

Kazanan filmler:
The Queen: (en iyi film, yönetmen, senaryo, kadın oyuncu: Helen Mirren, yardımcı erkek oyuncu: Michael Sheen)
The Last King of Scotland: (erkek oyuncu: Forest Whitaker)
The Illusionist: (görüntü yönetmenliği, müzik)
Dreamgirls:
(yardımcı kadın oyuncu & çıkış yapan oyuncu: Jennifer Hudson)
For Your Consideration: (yardımcı kadın oyuncu: Catherine O'Hara)
Little Miss Sunshine: (ilk yönetmen, ensemble performans)
An Inconvenient Truth: (belgesel)
Happy Feet:
(animasyon)
Pan's Labyrinth:
(yabancı film)
Water:
(insanlık ödülü)

... ve belirledikleri Top 10. (alfabetik)
BABEL
THE FOUNTAIN
INLAND EMPIRE
LITTLE CHILDREN
LITTLE MISS SUNSHINE
PAN'S LABYRINTH
THE QUEEN
THANK YOU FOR SMOKING
VOLVER
WATER


"The Departed" bir var bir yok...

Oscar sezonu başladı ve bugün iki organizasyon daha yılın en iyilerini açıkladı.
Amerikan Film Enstitüsü (AFI) Geleneksel olarak yılın en iyi 10 Amerikan filmini açıkladı. Sürpriz ise "The Departed"ın listede olmaması. Onun yerine (niye yer aldığını anlayabildiğim) "Borat" ve (hala ne bulduklarını anlamadığım) "The Devil Wears Prada" yer alan filmler arasında. Bunun yanında "Inside Man"in de bu listeye girecek kadar iyi olmadığını düşünüyorum. Onun dışında bir sürpriz yok sanırım özellikle "United 93"nin listeye alınmasına çok sevindim.
(Liste alfabetik sıraylar)

AFI Top 10
1. Babel
2. Borat
3.The Devil Wears Prada

4. Dreamgirls

5. Half Nelson
6. Happy Feet

7. Inside Man

8. Letters From Iwo Jima

9. Little Miss Sunshine

10. United 93


Bugün aynı zamanda "Boston Eleştirmenler Birliği" de yılın en iyilerini açıkladı. Bu sefer ise "The Departed" mutlak galip... Aaa bir dakika bu film Boston'da geçiyordu... Ne tesadüf!
Burada da ilginç sonuçlar var. Meryl Streep yardımcı kadın oyuncu olarak gösterilmiş ama başrol olarak kendisini pazarladığı gayet bilinen birşey. (Acaba bir şey mi anlatılmaya çalışılıyor?) Bunun yanında yardımcı erkek oyuncuda da ezberci bir zihniyetle Jack Nicholson'ın seçilmesi yerine Mark Wahlberg ve Alec Baldwin'den bahsedilmesi çok hoşuma gitti.
Kazananların listesi aşağıda... (parantez içindekiler 'ikinci' anlamına gelen 'runner up'lar.)

En iyi Film: The Departed
(United 93)

Yönetmen: Martin Scorsese, The Departed
(Paul Greengrass, United 93)

Erkek Oyuncu: Forest Whitaker, The Last King of Scotland
(Ryan Gosling, Half Nelson)

Kadın Oyuncu: Helen Mirren, The Queen
(Judi Dench, Notes on a Scandal)

Yardımcı Erkek Oyuncu: Mark Wahlberg, The Departed
(Michael Sheen, The Queen & Alec Baldwin, The Departed/Running with Scissors/The Good Shepherd)

Yardımcı Kadın Oyuncu: Shareeka Epps, Half Nelson
(Meryl Streep, The Devil Wears Prada)

Ensemble (kadro performansı) : United 93
(The Departed)

Senaryo: William Monahan, The Departed
(Peter Morgan, The Queen)

Yabancı Film: Pan's Labyrinth
(Volver)

Belgesel: Deliver Us From Evil/Shut Up & Sing
(51 Birch Street)

Yeni Sinemacı: Ryan Fleck, Half Nelson
(Jonathan Dayton & Valerie Faris)

Best Cinematography: Guillermo Navarro. Pan's Labyrinth
(Stuart Dryburgh, The Painted Veil / Xiaoding Zhao, Curse of the GoldenFlower)

Açık bir biçimde "United 93" için çok güzel bir gün olmuş. Bunun dışında "Half Nelson"ın heryerde adı geçiyor. Giderek güçlenmeye başladı. Hatta "Little Miss Sunshine"ı sollayabilir mi acaba?
Bu hafta içinde LA ve New York eleştirmenleri de ödüllerini açıklayacak. Yakında eleştirmenlerin ilk 10 listeleri de birer ikişer düşmeye başlar.

Kader... bir kere daha.

Daha önce Zeki Demirkubuz'un son filmi "Kader" hakkındaki yorumlarımı yazmıştım. O zaman kafamda "Ya Masumiyet'i izlememiş olsaydım?" gibi bir soru oluşmuştu. Filmi çok beğenmeme rağmen 'acaba selefinden mi besleniyor parazit misali?' diye düşünüyordum. Ama bugün yıllar sonra Masumiyet'i tekrar izlediğimde bunun böyle olmadığını da anladım. Çünkü ilk defa Masumiyet'i farklı bir gözle izledim. Gözümün önünde sürekli "Kader"den imgeler dolaşıp durdu. Ki bu durumda iki film arasındaki organik bağın mükemmel çalıştığını ama birbirini besleme olayının da iki taraflı olduğunu anlamış oldum. Daha önce de yazdığım gibi "Kader"i zaman geçtikçe daha çok seviyorum. Hele Haluk Bilginer'i izlerken Ufuk Bayraktar'ın o bakışları akla gelmiyor mu... Türk sineması cidden çok iyi bir oyuncu kazanmış olabilir. En azından Bayraktar'ın bu performansının mükemmel düzeyde olduğunu bir kere daha belirtmek isterim.

Friday, December 08, 2006

Altı üstü bir fotoğraf...

Amerikalılar kendi mitlerini yaratmak konusunda çok ustalar. Ve şu anda da elinde bulundurdukları güçleriyle bunları sadece kendilerine değil aynı zamanda tüm dünyaya da aşılamaktalar. Kıtanın keşfinden sonra kısa bir süre içinde "Vahşi Batı" mitiyle başlayan Amerikan tarihi hepimizin az çok bildiği Büyük Bunalım, 2. Dünya Savaşı, Kennedy, Vietnam, Water Gate vs. vs. şeklinde günümüze kadar uzanıyor. İşte 2. Dünya Savaşı sırasında yaşanan Iwo Jima miti de bunlardan bir tanesi. Yukarıda gördüğünüz fotoğraf sadece o savaşı değil günümüzdeki Amerikan gazilerini temsil etmek için kullanılan bir simge haline gelmiş durumda.
Clint Eastwood'un yönettiği, Steven Spielberg'ün yapımcılığını üstlendiği "Flags of Our Fathers" işte bu fotoğrafın öncesinde ve sonrasında yaşananları aydınlığa çıkarıyor.
Savaşın gazilerinden John Bradley'nin oğlunun kaleme aldığı kitaptan, geçtiğimiz sene Jarhead'le savaşa alternatif bir bakış sunan William Browles Jr. ve son zamanların en popüler senaristi Paul Haggis'in (Crash, M$B, Casino Royale) senaryolaştırıldığı hikaye işte bir anlamda yukarıda bahsettiğim Amerikan öykülerinin mitleştirilmesinden bahsediyor. Ama bunun daha da özelinde, film Amerikalıların her fırsatta pervasızca kullandıklarını düşündüğüm 'kahraman' kavramını da masaya yatırıyor. "Flags of our Fathers", 2 saati aşkın süresi boyunca kimin kahraman olup olmadığı, (ama daha çok) neyin kahramanlık olmadığı üzerine kafa yoran ve cümleler kuran bir film. Bu anlamda şüphesiz eski türdaşlarından da bir adım öteye çıkıyor. Aslında "Flags.."e savaş filmi demek ne kadar doğru olabilir bilmiyorum çünkü aslen savaş kavramını irdelemiyor bence.

Iwo Jima'ya dikilen Amerikan Bayrağı'nın resminin (ki üstelik oraya dikilen ikici bayrak olduğunu öğreniyoruz.) halk üzerinde yoğun bir etki bırakmasıyla zor durumda olan Beyaz Saray'ın bağış toplamak adına o bayrağı dikenleri bir 'savaş tahvili' satışı turnesine çıkarması üzerinden zaman zaman çatışmalara flashbacklerle dönen hikaye, 'kahraman' olgusunun nasıl pazarlamaya dönüştüğünü ve sıradan insanları nasıl etkilediğine dair manzaralar sunuyor. Aslen üç karakteri odağına yerleştiriyor. Ama senaristler, ilginç bir biçimde karakterlere o kadar da abanmamışlar. Bilerek mi bilmeyerek mi yapıldı bilmiyorum ama bu bence temanın daha da güçlenmesini sağlamış. Zira bizim de film boyunca gördüğümüz o üç gazi, film içinde de karakterden öte bir figür olarak kullanılıyorlar.
Filmin enfes bir görselliği, yine Eastwood'un piyanosundan çıkma klasik ve basit tema müziği var. Bir Clint Eastwood hayranı olduğumu gurur duyarak söyleyebilirim ve yine olaylara bakış açısı ve kurduğu etkileyici atmosferler beni çok etkiledi. Ama Eastwood sinemasını bilenler, ne kadar eski tip bir Amerikan sineması gözüne sahip olduğunu da bilirler. O yüzden yönetmenin bakış açısından hazzetmeyenlerin bu filmden de hoşlanacağını sanmıyorum.
Ayrıca gerek işin içinde Spielberg olması, gerek "Saving Private Ryan"a benzeyen görselliğiyle işin içinde daha çok aksiyon bulunan bildik türde bir savaş filmi bekleyenler havalarını alırlar. O yüzden öyle bir film görmek isteyenlere de "Flags..."i tavsiye etmem. Aslında filmle ilgili tek şikayetim başlardaki bazı çatışma sahnelerinin fazla (ya da uzun) olmasından ileri geliyor. Keşke onları konuyu dağıtmayacak şekilde biraz daha kısaltsalardı.
Neyse yine güçlü bir film var elimizde. Eastwood usulü saf bir Amerikan draması.
Flags of our Fathers: 4/5

Wednesday, December 06, 2006

Ödül Sezonu Başladı...


Oscar'a giden yolda ilk durak National Board of Review ödüllerini açıkladı. Bu amcaların seçtikleri Oscar'larda çok etkili değildir ama yine de ilk aşamada oldukça yol göstericidir. Pek çok şok var. Ki bunların arasında bu senenin en iddialı filmleri arasında gösterilen "Dreamgirls" ve "The Queen"in ilk 10'a girememesi gibi bir durum da var. Yorumlarımı liste üzerinde bulabilirsiniz.

En iyi Film: LETTERS FROM IWO JIMA
(Clint Eastwood'un "Japon Yakası Hikayesi", Amerikan versiyonunu da sollayarak zirveye oturmuş durumda. Dreamworks son anda filmi yarışa
sokarak iyi yapmış olabilir.)

Yönetmen: MARTIN SCORSESE, The Departed
(Yıllardır biz bıktık tartışmaktan Akademi Marty'yi eli boş göndermekten bıkmadı. Bu sene de iddialı gelecek orası kesin.)


Erkek Oyuncu: FOREST WHITAKER, The Last King of Scotland
(Kulislerde ilk onun adı konuşuluyordu, ilk ödülün de ona gitmesi hoş... ama Oscar'larda atlayabilirler gibi geliyor bana.)

Kadın Oyuncu: HELEN MIRREN, The Queen
(Bu yılın mutlak galibi. Daha çok karşılaşacağız)


Yardımcı Erkek Oyuncu: DJIMON HOUNSOU, Blood Diamond
(Film çok olumlu eleştiriler almadı ama Hounsou hep iyidir)

Yardımcı Kadın Oyuncu: CATHERINE O'HARA, For Your Consideration
(Umuyorum sezon sonunda da ismini görürüz. Son günlerde iyice ilgi görmeye başladı bu performans)

Yabancı Film: VOLVER
(Herkesin favorisi... ama bu popülerlik Oscar'da geri tepecek gibi hissediyorum)

Belgesel:
AN INCONVENIENT TRUTH
(Çok doğru bir karar, eminim bundan bahsetmemden bıktınız...)

Animasyon: CARS (bariz)

Ensemble (tüm oyuncu kadrosu) : THE DEPARTED (bariz)

Çıkış yapan erkek oyuncu: RYAN GOSLING, Half Nelson
(Bu sene en adaylar arasında en çok görmek istediğim erkek oyuncu kendisi.)

Çıkış yapan kadın oyuncu: (2) : JENNIFER HUDSON, Dreamgirls & RINKO KIKUCHI, Babel
(bu ikisi ciddi anlamda favori durumunda şu anda... bakalım. Ben ikisine de pek sıcak bakamıyorum maalesef)

Yönetmen (ilk film): JASON REITMAN, Thank You for Smoking
(Çok doğru bir karar... senaryodan da bir şekilde bahsedilir umarım sezon içinde)

Orijinal Senaryo:
ZACH HELM, Stranger Than Fiction
(önümüzdeki haftalarda bizde vizyona giriyor... ciddi iyi eleştiriler okudum film hakkında)

Uyarlama Senaryo:
RON NYSWANER, The Painted Veil
(Bu film sessiz ve derinden geliyor... Bence bu yıl büyük sürpriz bunun altından çıkacak)


Yılın en iyi 10 filmi (Burada Prada ne arıyor diye sormak istiyorum. Sapıtmışlar...)
LETTERS FROM IWO JIMA

(alfabetik sıra)
BABEL
BLOOD DIAMOND
THE DEPARTED
THE DEVIL WEARS PRADA
FLAGS OF OUR FATHERS
THE HISTORY BOYS
LITTLE MISS SUNSHINE
NOTES ON A SCANDAL
THE PAINTED VEIL


Top 5 Yabancı film: (beklenen filmler... Lives of Others olmaması şaşırtıcı)
VOLVER

(alfabetik sıra)

CURSE OF THE GOLDEN FLOWER (bundan çok iyi bir şey çıkabilir)
DAYS OF GLORY
PAN'S LABYRINTH
WATER

Top 5, Belgesel:
AN INCONVENIENT TRUTH

(alfabetik sıra)
51 BIRCH STREET
IRAQ IN FRAGMENTS
SHUT UP & SING
WORDPLAY

Top 10, Bağımsız Fimler
(alfabetik sıra)
AKEELAH AND THE BEE
BOBBY
CATCH A FIRE
COPYING BEETHOVEN (oldukça kötü eleştiriler aldı aslında...)
A GUIDE TO RECOGNIZING YOUR SAINTS
HALF NELSON
THE ILLUSIONIST (bunun nesini beğendiler anlayamıyorum.)
LONESOME JIM
SHERRYBABY
10 ITEMS OR LESS
THANK YOU FOR SMOKING

Yaşam Boyu Başarı - ELI WALLACH
Billy Wilder Yönetmenlikte Başarı Ödülü - JONATHAN DEMME
Yapımcılıkta Yaşam Boy Başarı - IRWIN WINKLER
William K. Everson Film Tarihi Ödülü - DONALD KRIM
The BVLGARI Özel 'freedom expression' Ödülü - WATER & WORLD TRADE CENTER

"Trombone Shorty" Andrews


"Studio 60 on the Sunset Strip" en başta senaristi Aaron Sorkin nedeniyle benim sıkı takibe aldığım bir dizi. Dizide "Saturday Night Live" tarzı bir programın ekibinin yaşadığı olaylar anlatılıyor. Bu hafta Amerika'da yayınlanan noel bölümü (The Christmas Show) bambaşka bir güzellikteydi.
Bölümü özel yapan şeylerin başında ise "Trombone Shorty"nin Katrinazedelere yardım amacıyla, tamamen nefesli enstrüman çalan ekibiyle birlikte gerçekleştirdiği performansı geliyordu. Dizinin öyküsünde New Orleans'tan bir grup müzisyen "Studio 60"ye konuk oluyor. Ve arkada da Katrina sonrası New Orleans'tan resimler akıyor. Diziyi izlemeyenler aradaki önemli bir sahneye çok anlam veremeyebilir. Ama oldukça önemli zira dizinin baş karakterlerinden birisi olan Danny, kanalın yöneticisi durumundaki Jordan'a ilan-ı aşk ediyor.
Neyse bu tüyleri diken diken eden enfes performansa bir göz atın. youtube'a videoyu yükleyen kişi şarkının adının "O Holy Night" olduğunu yazmış. Ona güveniyoruz. :)

Tuesday, December 05, 2006

Yılın Bağımsızlarına bir bakış...

Geçtiğimiz hafta Amerika'da bağımsız sinemacılar yılın en iyileri için adaylarını açıkladı. İngiltere'dekiler ise ödüllerini dağıttı. Bu aşamada öne çıkan bazı filmlere bakalım...
Amerika'da dağıtılan Independent Spirits ödüllerinin adaylıklarında "Little Miss Sunshine" & "Half Nelson" oldukça başarılı sonuçlar elde etti. Şu aşamada ikisinin de senaryo dalında Oscar'a aday olması gayet muhtemel. Hatta "Little Miss Sunshine"ın daha iddialı biçimde 'en iyi film' adaylığı alması bekleniyor.
Half Nelson'a gelince, Gotham ödüllerinde ortalığı hakkıyla silip süpürdü ve Sunshine'a nazaran benim çok daha fazla beğendiğim bir film olduğunu söyleyebilirim. Ama şu anda Oscar'larda ancak erkek oyuncu kategorisinde Ryan Gosling iddialı gibi gözüküyor. (Ki mutlaka ama mutlaka aday olmalı.) Ama Spirits'de kadın oyuncu kategorisinde adaylık kapan Shareeka Epps'in Oscar şansı düşük. En azından rakibesi "Bayan Sunshine" Abigail Breslin küçük oyuncu kontenjanından daha şanslı gibi duruyor.
Independent Spirits'de öne çıkan başka baya bir film var. "
A Guide to Recognizing Your Saints","Wristcutters: A Love Story", "Man Push Cart","Day Night Day Night","Sweet Land" ve "The Dead Girl" gibi ilgi çekici filmlere bir göz atmak gerek. Oscar'la alakasız, tamamen sinefil dertlerden ötürü. Ama bu sene keşfedilecek baya yeni yönetmen var gibi gözüküyor şu anda.
Bu arada yılın en anlamlı kararlarından birisi de hiç şüphesiz Laura Dern ve David Lynch i
kilisine birden özel ödül verilme kararının verilmiş olmasıydı. Yönetmenlerde ise iki tane sürpriz vardı ama ikisi de bence adaylık hakediyordu. Yeni aramızdan ayrılan Robert Altman ve Bu sene çok beğendiğim Bubble'a imza atan Steven Soderbergh.


Spirits'de ilgi çekici bir durum ise üyelerin Bu ödüllerin kriterlerine uyup uymadığı bile tartışma konusu olan "The Painted Veil"a kayıtsız kalamamış olmalarıydı. Edward Norton ve Naomi Watts'ın yer aldığı bu filme kimse şans vermiyordu ama her an Oscar yarışında bir sürpriz yapabilir. Özellikle 3. bir adaylık Norton için hiç fena olmaz bence.
İngilizlerin ödüllerine gelince... Daha önceden iştahımızı kabartan filmler konusunda haksız olmadığımızı anlamış olduk. "The Last King of Scotland", "Venus" bunlardan ikisi. "Red Road"da kişisel listeme girdi bile.
Yarın National Board of Review, Amerika'da yılın en iyi 10 filmini açıklayacak. Ve Ödül sezonu da resmi olarak başlayacak. Bakalım yarın hangi filmler öne çıkacak?

Güldürenler ve Surat ekşitenler...

"Little Miss Sunshine", şu ana kadar bu senenin Sideways'i olacakmış gibi gözüküyor. Hem seyirci hem de eleştirmenler tarafından oldukça beğenilen film Jonathan Davis & Valerie Faris'in birlikte yönettikleri içinizi ısıtan bağımsız bir çalışma. Tabii bağımsız desek de filmin kadrosunun gayet güçlü olduğunu da eklemek gerekiyor. Avustralya'dan ithal yetenek deposu Toni Collette, Greg Kinnear, "The Office"in Steve Carrell'i ve deneyimli oyuncu Alan Arkin filmin kadrosunda yerlerini alıyorlar.
"Little Miss Sunshine", çocuklar arasında düzenlenecek bir güzellik yarışmasına katılmak için bu konuda çok hevesli olan bitirim kızları Olive'i yarışmaya götürmeye çalışan bir ailenin yol öyküsünden oluşuyor. Şimdi bu aşamada sadece karakterleri kağt üstünde tarif etmek bile işin ne kadar eğlenceli olduğunu gösteriyor. Hayatı kazanmak & kaybetmek şeklinde ikiye ayıran ve bu konuda sürekli sinir bozucu yorumlarını eksik etmeyen bir baba; kokain kullanan, kaçık ve patavatsız dede, Nietzche ve pilot okuluyla kafayı bozmuş, ayrıca konuşmamayı seçen bir abi, intihar girişiminde bulunmuş gay bir dayı. Bir de bunları bir arada tutmaya çalışan bir anne. Şimdi bu insanların hepsini eski püskü bir Wolksvagen minibüsüne doldurun sonra da işin eğlencesine kaptırın derim.


Elbette film her yol hikayesi gibi, bütün kahramanlarımızın kendisine ait çeşitli dersler aldığı, bu arada birbirinin dertlerini daha iyi tanıma fırsatı bulmaları gibi klasik bir öyküden oluşuyor. Bu filmin türünün diğer öğelerinden herhangi bir farkı olduğunu düşünmüyorum. Ama yine de performanslar ve o içtenlik kesinlikle filme bağlanmanıza yol açıyor. Oyuncu kadrosunun tamamı çok başarılı. Ama elbette filmin en büyük albenisi büyüklerinin yanında onlardan rol çalan Abigail Breslin. Daha önce Signs'da görmüş olduğumuz küçük oyuncu hem çok tatlı hem de yetenekli. (Üstelik Dakota Fanning uzaylısı dışında çocuk oyuncular olduğunu da ispatlayabiliyor.) Neyse Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar'larında favorim şimdiden Abigail...
Little Miss Sunshine, sıcak havasıyla 1-2 saatinizi gülümseyerek geçirmenizi sağlayacak bir film. Kendisini iyi hissetmek isteyenlere tavsiye edilir.

Gelelim bir diğer filme. Bu film hakkında gerçekten yorum yapmak bile istemiyorum. Deneyimli (olması gereken) yönetmen Zeki Ökten'in çevirdiği "Çinliler Geliyor"un oldukça zengin bir oyuncu kadrosu var. Ve bence 80'lerdeki "Milyoner", "Selamsız Bandosu" tarzı filmlerde rastladığımız bir yapıya sahip. Taşradaki insanların anlamlı ya da anlamsız bir neden ile hayatlarının değişmesi ve bu arada çeşitli değer yargılarının da sorgulanması gibi temaları içeriyor. Ama maalesef film çok kötü. Yani filmi tekrar düşündüğümde hangi tarafa suç atacağımı bilemedim. O basit diyaloglar ve zayıf öyküsü sebebiyle senaryo mu, abartılı performansları nedeniyle oyuncular mı, yoksa TV dizisi tadındaki mizansenleriyle yönetmen mi? Hiç bilmiyorum ve düşünmek de istemiyorum. Zira Çinliler Geliyor bence bu senenin en kötü filmlerinden birisi olmaya aday. Resmen film sırasında silah çekip beynimi dağıtmak istedim. Ama mesela aklıma bu senenin başka bir fecaat gerilim denemesi Dabbe geliyor. Onda katıla katıla gülmüştük mesela. Bunda gülmek imkansız tek elinize geçen ekşi bir surat.
Çinliler Geliyor: 1/5
Little Miss Sunshine: 3,5/5

Monday, December 04, 2006

Rahatsız edici, Manipülatif ve Baştan Çıkarıcı


Todd Field'ın yeni filmini tanımlamak için daha kullanılacak çok laf var. Mesafeli, provokatif ve hipnotik de bunların arasında sayılabilir. "In The Bedroom"u izleyenler bilirler yönetmenin sineması öyle çabuk hazmedilmeyi bir kenara bırakın rahat rahat midenize oturabilecek bir sinemadır. Şunu açık bir şekilde söylemek mümkün ki yönetmen ikinci filminde de aynı tarzını devam ettiriyor. "Little Children"ı izleyen birisi anında "In the Bedroom"la bağlantı kurabilir. Bu durumda sanırım iki filmi karşılaştırarak gitmek gerekiyor.
Todd Field bu sefer yine Amerika'nın 'sakin' olarak bilinen kasaba/banliyö tarzı bir yerine odaklanıyor. Ve yine burada yaşayan küçük insanlar üzerinden öyküsünü anlatıyor. Filmde 4 ana karakter üzerinden birbiriyle kesişen öyküler anlatılıyor. (Tabii ki bu anlatım parçalı öyküler kadar değil, bu öyküler gayet birbirine organik biçimde bağlı.) Bu filmde çocuklarını yetiştirmek için evinde kalıp birşeylerden vazgeçenler, hayatta istediği şeyi yapmaya bir türlü fırsat ya da cesaret bulamayanlar, hayatlarının tüm anlamı sandıkları şeyleri kaybedenler ve bariz biçimde toplumun dışına atılmış ya da atılma riski yaşayan karakterler var. Banliyönün o görünüşte huzurlu ama tamamen ön yargılı ve insanın hayatını hapishaneye çevirebilecek baskısı içinde nefes almaya çalışan küçük insanlar var.


İşte bu insanlar bence son dönemin en iyi dramalarından birisinde can buluyorlar. Todd Field'ın mesafeli sinema anlatımı, günümüzde pek rastlamadığımız (Lars Von Trier'in Dogville ve Manderlay'i yakın zamandaki tek örneklerdir herhalde) Will Lyman'ın etkileyici bir tonla canlandırdığı tanrısal üst ses aracılığıyla karakterleri iyice küçültüyor iyice çaresizleştiriyor. Onlara sürekli dışarıdan bakmak zorunda kalıyorsunuz. Ama yine de film sizi (Peter Travers maalesef benden önce kullanmış bu terimi) "bir mıknatıs gibi kendine çekiyor." Bir sonraki sahnede ne olacağını tahmin edemiyorsunuz. Ve bu dört karakter üzerinden anlatılan öykülere daha pek çok toplumsal/psikolojik temayı detsekleyici yan figürler ekleniyor.
Herhalde anlamışsınızdır şimdiye kadar filmi ben çok beğendim ama Field sineması kesinlikle herkese göre değil bunu söylemek isterim. Sadece 2 film yapmasına rağmen beni bu kadar heyecanlandırmış başka bir yönetmen yoktur herhalde.
Filmdeki performanslara gelince bence Hollywood'un daha da çok değerlendirmesi gereken Patrick Wilson yine çok iyi. Kate Winslet yine bildiğiniz gibi, gayet mükemmel. Jennifer Connelly aldığı rol gayet küçük olmasına rağmen (Brokeback Mountain'daki Anne Hathaway misali) gayet oturaklı ve etkileyici. Bunun dışında Noah Emmerich, Jackie Earl Hayley ve Phyllis Somerville her sahnelerinde rol çalıyorlar.
Üzerinde konuşacak yazacak çok şey var sanırım ama ilk aşamada böyle bir tanıtım yazayım dedim. Uyarlandığı kitabı da (Türkiye'de "Aşk Bir Varmış Bir Yokmuş" adıyla satışta) hemen alıp okuduktan sonra tekrar izlemek ve daha ayrıntılı bir analiz yapmak niyetindeyim. Bu sene benim ilk 5'ime illa ki girecek bir film.
Not: 5/5

Sunday, December 03, 2006

Pasta isteyen?

Belki yaptıklarından çok, 'ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler' sözüyle efsane haline gelen Fransız kraliçelerinden Marie Antoinette'in hayatı, Lost in Translation'la beni benden alan Sofia Coppola yönetiminde geçtiğimiz Cannes film festivalinde görücüye çıkmış ve Fransızlar tarafından yuhalanmıştı. Şu anda Amerika'da vizyona girdi ve hiç de öyle abartılı tepkilerle karşılaşmıyor. Ve film öyle aşırı bir tepkiyi de haketmiyor şüphesiz. Yuhalayanların sorunu neydi? onu ise hiç bilmiyorum.
Coppola'nın 15. yüzyılın sonlarında geçen öyküsü genç bir prensesin 'aile (Avusturya) yararına' Fransız veliahtının karısı olması için gönderilmesiyle başlıyor. Ve film kesinlikle klasik bir dönem filmi gibi de davranmıyor. Arka planda alternatif rock şarkıları çalarken dağlarda atlarıyla koşturan prensleri, pasta yiyip giyinip süslenen soylu bayanları görüyoruz. Marie Antoinette aslında bir ergenin saray içinde davranışlarına ve olaylara bakış açısının nasıl olabileceğine dair çok yaratıcı çözümler üreten bir film. Bu alternatif bakış açısı da oldukça iyi bir anlatımla veriliyor. Bunun yanında kusursuz denebilecek setler, aksesuarlar ve kostümler ise adeta fetişize ediliyor. Özellikle giyim kuşam, ve saraya ait hal tavır konusunda "Dangerous Liasions"un öykü anlatımına çok benzettim filmi. İşte Marie Antoinette de böyle gelecek vaat eden bir film olarak başlıyor.
Ancak bir süre sonra şeker komasına girmeye yetecek kadar tatlı yiyip, süslenip püslenmek ve ortalıkta koşuşturmaktan başka bir şey yapmayan insanlar artık baymaya başlıyor ve özellikle filmin ikinci yarısı itibariyle filmin ilk başlarda kendini kaptırdığı görsel muhteşemlik yüzünden unuttuğu bir şeyi olduğunu fark ediyorsunuz. O da karakterler. Maalesef Marie Antoinette dışında (ki onun da ne kadar güçlü olduğu tartışılır) hiçbir karakter ete kemiğe bürünmüyor. Ortalıkta koşturan figürler olarak kalıyorlar. Dahası ana karakterimizin de gelişimi (eğer böyle bir şey varsa, yoksa da çeşitli kararları vermesindeki etmenler) yeterli derecede verilmiyor. Bu aşamada senaryonun ciddi arızalı olduğunu düşünüyorum.
Amcak şunu kabul etmek gerek, Coppola filmin yönetmeni olarak yaptığı seçimlerle senaryonun bu açığını kapatmayı bir yere kadar becerebiliyor. Yarattığı görsellik, kurgu seçimleri ve seçtiği kadrajlarla karakterin o anki ruh halini seyirciye aktarabiliyor.
Yine de Marie Antoinette orjinal fikirlerine, yetenekli yönetmenine ve Kirsten Dunst'ın şeytan tüyüne rağmen vasatın üstü ibaresinden fazlasını haketmiyor. Artı özellikle Jason Schwartzman başta olmak üzere yetenekli bir oyuncu kadrosunun da zaman zaman harcandığını düşündürüyor.
Dönem filmleri meraklılarının farklı bakış açısı nedeniyle mutlaka göz gezdirmesi gereken ama beğeneceği garanti olmayan, ayrıca bu tür kostüme filmleri sevmeyenlerin ise hiç katlanamayacağı bir film. Ama dediğim gibi yuhalanacak bir film de değil.
Not: 2,5/5

Friday, December 01, 2006

Borat bize de gelebildi...

MTV'deki ödül gecelerinde ya da özel programlarda görme fırsatı bulduysanız Borat'ın ne menem bir kişi olduğunu da biliyorsunuz. Hatta büyük ihtimalle en iyi esprilerine de tanık olmuşsunuzdur. Bu senenin şüphesiz en olaylı filmi Borat, bizde de pek kolay olmayan bir şekilde vizyona girmeyi başarıyor.
Öncelikle Amerika'da neredeyse bütün eleştirmenlerin ve milyonlarca insanın bayıldığı ve tüm zamanların en komik filmlerinden biri olduğunu iddia ettikleri filmi bir kaç sahne dışında komik bulmadığımı belirtmeliyim. Ama bu durumun filmin kendisinden çok seyircinin kültürel farklılıklarından ileri geldiğini düşünüyorum. Herşeyden önce Borat, bizim artık doyduğumuz Şaban kültürüne ait yapısıyla bizim için biraz bayat kaçıyor. Nasıl bizde şehre gelen saf Anadolu çocuğu, modern hayatla çatışırsa aynı şey Kazakistan'ın dağlarından Amerika'da şehrin göbeğine düşen kahramanımız için de geçerli. Ama sonuçta bu tip bir karakter Amerikan seyircisine oldukça yabancı ve onların geçmişinde de Kemal Sunal, İlyas Salman filmleri gibi bu türün klasikleşmiş örnekleri yok. Bu arada filmdeki esprilerin son derece belden aşağı ve pis olduğunu da belirtmeme gerek yok sanırım.
Borat'ın hedefi vurduğu bir diğer önemli unsur ise 'siyasi doğruluk' diye abuk bir şekilde çevirebileceğim 'political correctness'den geliyor. Bu kavrama çok önem veren Amerikalıların aynı zamanda bunun karşı duruşlarıyla karşılaştıklarında ne yapacaklarını şaşıracakları bilinir. İşte yarattıkları bu şaşkınlık ve ille de doğruyu Borat'a anlatma çabaları filmin mizahının belirleyici bir öğesi. Ama gördüğünüz gibi dilimizde kelime karşılığı bile olmayan bir kavramı bu kadar sömüren bir yapım haliyle bizde de komik olmuyor. Şu bir gerçek ki Borat bizde olsaydı, ömrü çok kısa olurdu, zira mutlaka birisi silahını çekip adamı vururdu.
Yalnız Borat'ın iyi yönleri de var. Mesela gayet skeç bombası haline getirilebilecek bir şov potansiyeli var ama bunun yerine dramatik bir yapı illa ki kurulmuş. Ayrıca filmde inceden Amerika'ya dair siyasi ve toplumsal bir taşlama da mevcut. Bu yüzden kişisel görüşüm filmin tamamen bir kayıp olmadığı yönünde. Ki şu da var, ben gülmemiş olabilirim ama filmin genel konsepti itibariyle gayet eğlendirici olduğunu söylemeliyim. Tabii ki boş bir film ama kötü de değil. Ayrıca bize yakın olması itibariyle Kazakistan konusunda da duygusal yanınız varsa harekete geçirmeden izlemenizi öneririm. Bu konuda film sizi oldukça zorlayabilir çünkü herşeyden önce belgesele yakın bir havası var ve belli konularda abartarak da sözünü sakınmıyor. Ama orası konusunda ne kadar araştırmadan yoksun olduğunu da etnik kimliğin öne çıktığı sahnelerde Goran Bregovic besteleri kullanarak gösteriyor. Bu arada Sacha Baron Cohen'in de çok başarılı bir performans sergilediğini söylemeliyim. Ki büyük ihtimalle film Altın Küre'lerde Komedi/Müzikal kategorisinde Erkek Oyuncu ve En iyi Film'e aday olacak. Hatta kazanması bile olası.

Sansür durumları...
Geçtiğimiz hafta içinde "Özen Film" filmin denetleme komisyonunun alt kurulunda takıldığını duyurdu ve bunun için de üst kurulun toplanıp filme onay vermesi gerekti. Filmin Türkiye'de yasaklanma ihtimalinin bile olması bence çok çirkin ve geri kafalı bir davranıştı. Bu film gayet çirkin esprileriyle gayet incitici olabildiği doğru ama bu kararı seyircinin vermesi gerekir. Üst Kurul toplandı ve filmin vizyona girmesine izin verdi. Ancak verilen izne göre bu filmi her yaştan kişi izleyebilecek. Önce yasaklamaya çalışıp sonra da, bence en az 13 yaş sınırlaması koyulması gereken bir filmin, bu şekilde vizyona girmesine onay vermeleri bu denetim kurullarının ne kadar işe yarar bir şekilde çalıştığının da bir göstergesi sanırım.
Benden tavsiye küçükleri götürmeyin bu filme...
Not: 2/5